“Kültür” terimini bugün değişik anlamlarda kullansak da kültürün bugüne kadar yapılmış tanımları az çok örtüşür. Kabul edilen görüşe göre kültür etimolojik olarak “ekmek, biçmek” anlamına gelen ve zirai bir terim olan “cultivate” den türemiştir. Ancak kültür (culture) kelimesinin kült (cult) sözcüğüyle de baglantısı kurulabilir. Kült ise dinsel bir terimdir ve tapınma anlamına gelir. Tapınılan nesnenin kendisi için de kült sözcüğü kullanılmaktadır. Kült kökeni kitle kültürü ve bu kültürün ögelerinin fetis...

karakteri göz önüne alındığında kültürün günümüzdeki konumuna daha uygun düşmektedir. Antropolog Edward Burnett Tylor kültürü insanoğlunun toplumun bir üyesi olarak yarattığı bilgi, inanç, sanat, ahlak, hukuk, görenek ve benzeri diğer yetenek ve alışkanlıklar olarak tanımlamıştır. Kültüre birçok tanım getiren Kroeber ve Kluckhohn’un en çok kabul gören tanımı ise kültürün somut davranısların bir soyutlaması oldugu, ama kendisinin bir davranıs olmadıgı tanımıdır.

Anthony Giddens ise kültür ve toplum iliskisini vurgulamıs ve biri olmadan digerinin de olamayacagını savunmustur. Buna göre kültür artifactler (insan eliyle yapılmıs “sey”ler) bütünüdür, bu artifactler günümüz toplumunu olusturan ögelerin basında gelir. Martin Heidegger, “Teknoloji Nedir?” sorusunu açıklamaya basit iki cevapla basladıgını vurgular. Bunlardan ilki onun bir amaca yönelik araç olusudur. İkinci özelligi ise bir insan faaliyeti olmasıdır. Bu iki husus Heidegger tarafından bir bütünün iki parçası olarak degerlendirilir. Heidegger, tüm üretilen ve kullanılan alet, aygıt ve makinelerin, kullanılan ve üretilen bütün seylerin ve bunların cevap verdikleri ihtiyaçların ve hizmet ettikleri hedeflerin tümünün teknolojiye baglı oldugunu vurgular.
Kullanımda olan tüm bu aygıtların hepsi teknolojiye aitken teknolojinin kendisi de bir aygıt, bir alet olarak kavranır. Yani teknoloji de bir enstrümandır. Latince’deki enstrumentum kavramını Heidegger teknoloji ile baglantılı olarak degerlendirir. Bu baglamda teknoloji kavramının günümüzdeki tanımının enstrümantal-araçsal ve antropolojik oldugu vurgulanmaktadır. Kültür, hangi baglamda, kimin tarafından kullanıldıgında baglı olarak anlam degistiren, farklı sekillerde tanımlanabilen bir kavramdır. Kültürün anlamı, onunla ilgilenen bilim dalına göre de degisebilmektedir. Örnegin Edward T. Hall'a göre "kültür iletisim, iletisim de kültürdür". Birdwhistell'e göre ise kültür yapıyı ifade ederken, iletisim, süreç üzerinde yogunlasmıstır. Brislin'e göre "bir kültür, ortak inançları, deneyimleri ve deger yargıları ile belirlenebilen, bu ortak deneyimleri ile birbirine baglanmıs ve ortak tarihi geçmise sahip grup olarak anlasılabilir". Goodenough, kültürü bilissel sistem olarak kabul edenlerin öncülerindendir. Ona göre, kültür, neyin nasıl olabilecegine, bireyin olan biten hakkında ne hissettigine ve onunla ilgili olarak neyi nasıl yapabilecegine karar vermesi için gereken sartları içerir. Levi-Strauss, kültürü ortak sembolik asistem olarak kabul etmektedir.öHall'e göre, "kültür insanın aktarıcısıdır; insan yasamının kültürle ilintili olmayan ve onun tarafından etkilenmeyen hiçbir yönü yoktur. Bu, kisiligin, duygularını belli etme de dahil olmak üzere, kendini ifade etmenin, düsünce tarzının, hareket sekillerinin, problemlerin nasıl çözüldügünün, ulastırma sisteminin nasıl isledigi ve düzenlendiginin, ekonomi ve yönetim sistemlerinin nasıl çalıstıklarının, bütün bunların nasıl bir arada tutuldugunun ve islevlerini nasıl yerine getirdiklerinin kültürle ilintili oldugu anlamına gelmektedir.
Kültür, aletlerden ve tüketim nallarından, çesitli toplumsal gruplasmalar için yapılan anayasal belgelerden, insana özgü düsün ve becerilerden, inanç ve törelerden olusan bütünsel bir toplamdır. Farklı bir deyisle kültür; insan davranısının ve bu davranısın yansımalarının arkasında yatan dünyanın soyut degerleri, inançları ve algılarından ibarettir. Bunlar toplum üyeleri tarafından paylasılan ve toplumda kabul edilen davranıslar üretirler. Kültür, biyolojik kalıtımdan çok dil aracılıgıyla ögrenilir ve bu kültürün parçaları tamamlanmıs bütünler olarak islev görür. Kültür kavramını sınıfsal bir olgu olarak ifade eden Ergun, bu kavramı su sekilde tanımlamıstır: “Kültür, medeniyet kosullarına göre ögrenilmis toplumsal yasayıs tarzıdır. Ve tanımımızı açmak istersek; medeniyet, maddi gelismedir ve (bir bakıma) maddi gelisme bilincidir; kültür, ögrenmedir ve kültür ögrenilmeyle elde edilir”.
Kültür kavramı ile çesitli tanımlamaların birçogu kültür kavramının belirsizligine dayanan kesin bir tanımlamasının mümkün olmadıgına isaret eden ifadelerdir. Kültür kavramının anlasılması için bu kavramın ögeleri ve bir toplumda insanlar arasındaki iliskileri saglamaya yarayan varlıklar olarak toplumsal inançları, toplumsal düsünüsleri, toplumsal duyusları, toplumsal davranısları öne çıkarmak gerekmektedir Bu ögelerin ortak niteliklerinin soyutlanıp genel bir kültür kavramına ulasmak ve bu kültür kavramını göstermek için Köprülü’nün belirli bir topluma ait olan ortak duygular anlamında “müsterek hissiyat” ifadesi ele kullanılmaktadır. Köprülü’nün bu ifadesinde manevi bir gerçek ve manevi bir varlık olarak kültür kavramının niteligi vurgulanmakta ve kültür, ortak duygular olarak tanımlanmaktadır.
Kültür, birçok farklı yaklasımlar dâhilinde tanımlanmıstır. Bu anlamda, sosyoloji, psikoloji, psikanalizde kültürün tarihsel açıdan incelenmesi gerektigini vurgulayan; gizemli, gizemsel bir varlık olmadıgını, insanlar arasındaki iliskilerde aranması gerektigini belirten; vb. gibi farklı çizgiler görülmüstür. Kültürü varolusçu felsefeyle tanımlayan yaklasımın temsilcisi Sartre, simdiki zamanın yasayan bireyine, varolusçulugun varolan bireyine ve kültür tasıyıcısı olarak olusmus yasayan bireye inceleme konusu olarak o kültürü olusturan toplumsal yapılara degil varolusçu olarak gerçegin özünü kapsamayacak olan bir yöntem ile gerçegi aramaya çalısmıstır. Bu anlamda, varolusçu yaklasımın, kültürü, örgütleyici yapılarda ve o yapıların tarihlerinde, tarihsel gerçekleri içinde incelemek, arastırmak taraftarı olmayan ve kültürün olusumunu ve etkisini görünüslerde arayan bir yaklasım olarak düsünülmektedir. Bu yaklasımın kültür tanımı su sekildedir: “Kültür, ne bir kavram gibi ne de yol gösterici bir ilke gibi düsünülebilir; fakat kültür bir sorunun, problemin yasandıgı tarz gibi düsünülmelidir... Kültür, hiçbir arastırmanın açıklayamayacagı sınırdır ve özdür; bu kültür kavramı, sonuç olarak zavallı Batılı bilgimizin anlayamayacagı en zengin gerçegi kapsar”.
Kültürün belirgin, kesin olmayan tanımları çerçevesinde Uygur’un kültür tanımı daha genel bir çizgi çizmektedir: “Kusbakısı bir yaklasımla, kültür: insanın ortaya koydugu, içinde insanın varoldugu tüm gerçeklik demektir. Öyleyse kültür deyimiyle insan dünyasını tasıyan, yani insan varlıgını gördügümüz her sey anlasılabilir. Kültür, doganın insanlastırma biçimi, bu insanlastırmaya özgü süreç ve verimdir. Kültür, insanın kendini kendi evinde duymasını saglayacak bir dünya ortaya koymasıdır. Buna göre kültür, böylesi bir dünyanın anlam-varlıgına iliskin tüm düsünülebilirlikleri içerir: nsan varolusunun nasıl ve ne oldugudur kültür. nsanın nasıl düsündügü, duydugu, yaptıgı, istedigi; insanın kendisine nasıl baktıgı, özünü nasıl gördügü; degerlerini, ülkülerini, isteklerini nasıl düzenledigi, -bütün bunlar hep kültürün ögeleridir. nsanın ne tür bir yasama-üslubu, ne tür bir varolma programı, ne tür bir eylem-kalıbı benimsedigi kültürdür hep. Teknik, ekonomi, hukuk, estetik, bilim, devlet, yöntem – insanın meydana getirdigi her sey kültüre girer. Örgütler, dernekler, kurumlar, okullar, tüm kendilerine iliskin seylerle birlikte kültürden sayılırlar. nsanlar arasındaki her çesit karsılıklı etkilesmelere, her türlü yapıp yaratma alıskanlıklarına, bütün manevi ve maddesel yapıt ve ürünlere kültür denir”. Kültür, bir toplumun, tarih içinde olusturdugu deger, norm ve sosyal kontrol sistemlerinin göstergesi olan maddi ve manevi unsurlarla bunların sekillendirdigi iliskiler agında, sınır koyma, fonksiyon verme; rasyonalize etme; ve model olanı gösterme, hedef olanı belirleme amacıyla kimlik kazandırmakta; aidiyet bilincine sebep olmaktadır. Bu kimlik kazandırma, aidiyet bilinci sahipligi, bir insanı bir taraftan geçmisteki insanlarla; bir taraftan beraber yasadıgı ya da çesitli sebeplerle ayrı kaldıgı insanlara; bir taraftan da gelecek nesillerle baglayan fonksiyonalizasyon, rasyonalizasyon ve modelizasyona baglı durumlara yol açmaktadır.
Her kültür bir ulusa aittir. Kültür, bir milletin tarihine, ahlakına, örfüne, sanatına, diline, dinine baglı karakteristik unsurların bileskesi olarak ifade edilmektedir. Bu bileskenin bozulmasına sebep olan, bu bileskeyi çözülmeye götüren unsur hızlı kültür degisimleridir. Mecburi kültür degisimleri, kültürün bagımsızlıgına yönelmis bir tehlike olarak ifade edilmektedir. Bu tür degisimler, toplumu yönlendiren siyasi/idari otoritenin degistirilmeleri olmaktadır. Siyasi/otorite, bürokrat-teknokrat kadrolar yolu ile, toplum için yeni bir kimlik kazandırılmasını planlamakta olabilecegi vurgulanmaktadır. Bu durumda, kültürün fonksiyonellik, rasyonellik ve hedef model özellikleri seklindeki diyalektigini, millilik, orijinallik, hususilik ve dinamiklik gibi özelliklerini dikkate almayan bir otorite anlayısı söz konusu olmaktadır. İnsanlar arasında anlasmayı saglayan dil, bir milletin kültür degerlerinden, gelenek ve göreneklerinden beslenir: ayrıca, onun gıdası, karsılastıgı diger kültürlerdir. Edebi eserler de kelimeleri kullanarak dil yoluyla, o ülkenin insanlarını, gerek kendilerine gerekse bütün bir insanlıga anlatır. Bu yönüyle dil, kültür degerlerinden bir subedir. Kültür kelimesinin, bir milletin maddî ve manevi degerler bütünü oldugu düsünülürse bu degerlerin kelimeler ile yeni nesillere edebiyat ortamında aktarılması, üzerinde tekrar tekrar durulacak bir husustur. Kültür; milleti bir arada tutan dil, din, sanat, edebiyat, gelenek, görenek, anane gibi manevi; han, hamam, câmi, kervansaray, giyim kusam, esya gibi maddî degerler bütünüdür. Dil; bir topluma ait bu degerlerin saklanacagı, yeni kusaklara aktarılacagı; ilim ve teknolojinin imkanları ile insanların gelisecegi, baska kültürler ile iliski kuracagı çok önemli bir araçtır. Kelimelerin anlamları, mecazlar dünyası, her kelimenin tek tek ve bir arada olusturdukları çagrısım katmanları, o toplumun kültürü ve estetikteki derecesi hakkında bir fikir verir. Kelimelerin açık ve gizli anlamları, anlam ayrıntıları, tarihten süzülerek gelen anlam degisiklikleri, edebi eserlerde bütün açıklıgıyla görülebilir. Dil, kültürün bir parçasıdır; insanlarla anlasmayı saglayan ve kültür tasıyıcılıgı yapan, estetik bir yorum ortamı arayan edebiyat ise bir millî kültür ortamı içinde meydana gelir ve baska kültürlerle iliskiye geçer. Sosyal hayat da böyledir. Günlük hayatımız içinde her insanın kendisini ifâde edebilecek bir davranıs biçimi ve bu ifadeyi daha farklı heyecan nüansları ile sergileyebilecegi bir kültür aynası aradıgı bilinmektedir. Bu farklı arayıs, öncelikle millî kültürde saglam bir yer edinebilmelidir. kinci ve üçüncü derecedeki ifade zeminleri, bir baska milletin kültürü olabilecegi gibi, daha problemsiz bir ortamla, komsunun, bir baska kasabanın, bir baska sehrin adet ve görenekleri olabilir. Okunan bir siir, bir hikâye, bir roman, kurgu dünyasında böyle bir bulusmayı gerçeklestirir ve günlük hayatımız içinde çok sık yapamadıgımız farklı aynalarda kendimizi seyretme islemini, bir eserin satırları arasında çok cazip ve külfetsiz bir gelisim haline getirebilir.


Kaynak: Tuğba Özgür  (Yüksek lisans projesi) Kahramanmaraş Ağustos 2007

İçeriği derecelendir!
1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 Puanı: 0.00
0
0
0
s2smodern
İçeriği paylaşmak ister misiniz?